İçeriğe geç

Yolcunun Öyküsü

Bu başlık her zaman Eco’nun ‘Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti’sini hatırlatır bana…

“Yaşamın sabahında bizi büyüleyip, yoldan çıkaran düşler böyledir. Bu düşlerimi sayfaya fazla bir düzen gözetmeksizin koydum, ancak pek çok yürek beni anlayacaktır.”

Milenyum ile başlayan iletişimci hikayem de düşlerle dolu büyüler dünyasında geçer. ’94 yılında Türkiye’de özel radyoculuk lisanslamasıyla sonuçlanan, araç antenlerine bağlanmış siyah kurdele hareketi ile Fersun Toprak kimdir anlatısına başlamak en doğrusu sanki.

devamı…

Sürdürülebilirliğin İletişimi

Bugün, işletmeler için ‘iletişim’in sürdürülebilirliğin ön koşulu olduğu söylemim, gelişen regülasyonlar sonucunda sürdürülebilirliğin iletişiminin mecburiyetiyle başlık oldu…

Kurumsallaşma Üzerine

Kurumsal olmak, sanıldığı gibi asık suratlı bir zorunluluk hiçbir zaman olmadı. Philip Selznick’in 1957’de çizdiği çizgiden, DiMaggio, Suchman ya da Scott’a bakın, “organizasyon” ile “kurum” arasındaki fark bugün aynı yerde. Ve evet, gerçek kurumsallaşma, o renkli iddialarla değil sadece “doğrulanabilir yapıyla” kazanılabilir.

Zorunluluklardan Kar Etmek

Sürdürülebilirlik dolaylıda olsa yasal bir zorunluluk. Segmenti oluşmuş bir pazar. Ancak sürdürülebilirliği pazarlamaya eklenen bir vaad olarak görmeyin, stratejinin kendisi olsun. McKinsey ve NielsenIQ’nun 400 milyar dolarlık veri setinden çıkan rakamlar ve Patagonia’dan Oatly’ye şeffaflık örnekleri zorunluluğun nasıl rekabet avantajına dönüştüğünün kanıtı.

İletişimin ABC’si

“Bu kapak kırmızı” dediğimde karşımdaki yönetici anlamamıştı. Barthes’ın gösteren-gösterilen ilişkisinden başlayıp, editörün yerini algoritmanın aldığı bugüne uzanan bir hatta, kurumsal iletişim gerçekte ne işe yarıyor?