Karbon ayak izi hesaplama günlerindeyiz. Tesis karbon ayak izi, ürün karbon ayak izi derken kişisel karbon ayak izi… Küresel ısınma kaynaklı iklim değişikliği konularının dünyanın günlük yaşamında neden olduğu sera gazlarının aşırı salınımı sonucu olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. İsimlerini kimsenin ezbere sayamadığı bu sera gazları içinde karbon gazı en fazla yeri işgal ediyor. Karbonun döngüsü hayatın döngüsü. (Hiçbir otoritenin kendi döngüsünden vazgeçme isteği yok).
Günün sonunda kim ne kadar bu karbonu salıyor, çıkarın hesap makinelerini, kağıtları, sınav yapıyoruz durumuna geldik.
Karbon hesabında bence üzerinde durulması gereken konu tedarik zinciri, yani Kapsam 31 emisyonları. Kullandığımız her ürün, hammadde, hizmet her ne ise dönüp ilgilisine sormamız gerekiyor: Sen bunu bana getirirken ne kadar karbon tuttun, saldın? Evet, her ne kadar bu hesaplamaların muhatabı, regülasyonlarla, zorunlu piyasalar dediğimiz, belli bir ölçeğin üzerindeki firmalar olsa da, zincirin en ucundaki en küçük birim de ticaretine devam edebilmek için bu hesaplamaların ucundan tutmak zorunda kalacak. Bakkalın çırağına bu soruları sormamız içten bile değil.
Peki bu küçük işletmeler için ayak izi hesaplama nasıl olacak?
Büyük işletmeler gibi departmanlar kurup, danışmanlarla çalışamayacaklar. Mal aldıkları tedarikçilerine sorular sorup, elektrik ve su faturalarındaki tüketimleri alt alta toplayacaklar. Tüm bu işletmelerin enerji, su ve atık konuları ya içinde bulundukları OSB’lerin ya da yerel yönetimlerin konusu. Geriye kalan, diğer işletmelerden aldıkları hizmet veya hammaddenin karbon hesabıdır. Peki günün sonunda, benzer ürünleri üreten aynı lokasyondaki küçük işletmelerin ayak izleri de benzer olacaktır.
Çünkü aynı OSB’den aynı elektriği alır, aynı suyu kullanır, büyük ihtimalle aynı lojistik firmasıyla çalışırlar. Hesapları yapıldığında ortaya çıkan tablo, birbirinin kopyası gibi görünür.
Ama işte tam da burada, “Zorunlu Gönüllü” devreye girer.
Rakamlar aynı olsa bile, küçük işletmelerin tercih edilebilirliği sayılarla değil, davranışlarıyla belirlenir.
Küçük bir işletme, karbon ayak izini hesaplamak zorunda olduğu için değil; hesapladığı veriyi nasıl yorumladığı, nasıl iyileştirdiği ve bunu müşterisine nasıl anlattığı ile fark yaratır.
Büyük şirketlerin satın alma departmanları, Kapsam 3 raporlaması için tedarikçilerinden sadece “kağıt üzerinde” bir sayı istemez; aynı zamanda o sayıyı azaltmak için gösterilen samimi çabayı da arar. İşte bu noktada, devasa bütçelerle değil;
- İşletme kültüründe enerji verimliliğini bir alışkanlık haline getirmek,
- Personel seçiminde çevresel farkındalığı bir kriter olarak gözetmek, yada mevcut personele bu farkındalığı kazandırmak,
- Tedarikçilerle kurulan ilişkilerde sadece fiyatı değil, döngüsel ekonomiye uyumu da konuşmak,
- İş yapma biçiminde israfı minimize eden bir refleks geliştirmek,
…işte bunlar, aynı lokasyondaki ve benzer ayak izine sahip iki işletmeyi birbirinden ayıran görünmez duvarlardır.
Karbon ayak izi hesaplamak, başlangıçta bir zaruriyet gibi duruyor. Ancak bu mantıkla başlayan hesaplama, süreci anlamaya çalışan küçük işletmeler için bir “fırsat kapısı”. İşletmenin kendi varlığı ile ilgili bir gözden geçirme, pazarın taleplerini gözden geçirme süreci. Bugün bünyesinde değişimi başlatan küçük işletme, yarın kurumsal müşterisinin vazgeçilmez tedarikçisi olacaktır.
- Kapsam 3, bir şirketin tedarik zincirindeki dolaylı emisyonlardır; yani satın alınan mal ve hizmetlerin üretim sürecinde ortaya çıkan karbon salımıdır. Örnek; klima bakımına gelen ekibin, bu hizmeti vermek için salınımına neden olduğu emisyon, kullanılan aracın yakıt tipi gibi. ↩︎