İçeriğe geç

Yolcunun Öyküsü

    Bu başlık her zaman Eco’nun ‘Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti’sini hatırlatır bana…

    “Yaşamın sabahında bizi büyüleyip, yoldan çıkaran düşler böyledir. Bu düşlerimi sayfaya fazla bir düzen gözetmeksizin koydum, ancak pek çok yürek beni anlayacaktır.”

    Milenyum ile başlayan iletişimci hikayem de düşlerle dolu büyüler dünyasında geçer. ’94 yılında Türkiye’de özel radyoculuk lisanslamasıyla sonuçlanan, araç antenlerine bağlanmış siyah kurdele hareketi ile anlatıya başlamak en doğrusu sanki.

    Türkiye’nin iletişim tarihinde hep bir hakkını kazanma hikayesi vardır. Tek kanaldan çok kanala geçme ihtiyacı olduğunda, izleyiciye TRT2 TRT3 gibi alternatifler tatmin etmediğinde yurt dışından korsan yayın ile star televizyonu reklam almaya başladığında, reklamverenin medya satınalmasını nasıl faturaladığını merak etmiştim. Peki bu hizmetten devlet KDV istemiş miydi acaba… İşin muhasebesi bir kenara, 1994 sonrası radyo ve televizyon reklamlarında medya planlaması yapma zorunluluğu ile tek kanallı görece kolay markalaşma süreci, biraz daha iddialı hale geldi. 2000ler sonrası internet ve devamında regülasyonlardan uzak sosyal medya adı verilen dijital platformlar, herkesin kolaylıkla ulaşıp yönetebildiği oldukça ucuz ve etkili reklam alanlarını yarattı. Hazır paket programlar ve sonrasında yapay zeka destekli uygulamalar ile prodüksiyon işi de rahat ve ucuza çözülebilir bir konu oldu. Bugün Türkiye’de seyirci istediği kadar yayıncı artık.

    tarifi kendinden meçhul iletişimcinin profesyonelliği, bu aşamada daha iyi anlaşılır durumda. Doğru içeriği bulmak kısmından çıkıp, içeriği içerde oluşturmak, iletişimin işini yapmasını beklemek iletişimcinin işi. Marka, kurum, hizmet değer algısı, yok olanla sağlanamıyor. İletişimcinin işi bunu içerde bulup kazıyıp çıkarmak ya da inşaa etmek ile başlıyor.

    Peki yolcu yolun sonuna gelmeden anlatılan hikayeler yarım kalmayacak mı? Okuyucuya kendi görüşünde hatalı bir perspektif bırakmayacak mı?